Zihinlerinizdeki Cam Tavanları Kaldırın

Zihinlerinizdeki Cam Tavanları Kaldırın

Makalem için, bir araştırma yaptım geçenlerde.

Derinlemesine mülakat yöntemiyle yaptığım görüşmelerde, çalışan kadınların gerçekten var olduklarını hissedemediklerine şahit oldum.Bu durum gerçekten çok onur kırıcı. “Kadınsın, kadın olduğun için zayıfsın ve sen bu işi yaparken bile bize muhtaçsın” söylemini beyinlerine eken kadınlar, erkek egemen söylem çerçevesinde hareket etmeye devam ediyor. Üzüldüm. Gerçekten üzüldüm.

Kendilerini birey olarak görmeyen kadınlara üzüldüm.

Erkeklerle eşit şartlarda rekabet edemeyen kadınları görünce üzüldüm.

İş yerinde bile, toplumsal cinsiyet rolleriyle var olan kadınlara üzüldüm.

Kadına anne, eş ve evlat etiketini yakıştıran toplum asla avukat, polis veya hakim gibi mesleklerde olduğunda o etiketi o mesleği ona yakıştıramıyor.

Kadın, dediğin sekreter olsun, hemşire olsun, öğretmen olsun en fazla, ne gerek var ki kadınların hakim olmasına!!!!

Düşüncesinde olan toplumumuz var ve o meslekte bile olsa, kendini kanıksayamayan kadınlar var.

“Kadın hakim” tamlamasıyla bile hakimliği kadına vermiyoruz toplum olarak. “Erkek hakim” tamlaması dilimize yerleşmemiş hiç, çünkü erkek hakim olabilir, ama kadın hakim olamaz.

“Çalışan anne” diye rahatça söyleyebiliyoruz. Kadını iş hayatında var eden yine anneliğidir vurgusu yapıyoruz.

Ancak “çalışan baba” demiyoruz?

Neden diye düşünün biraz kadınlar!

Çünkü baba zaten çalışır.

Erkek zaten kamusal alanda olmalıdır.

Kadın dediğin özel alana sıkışmalıdır.

“Ben çalışan anneyim” diyor her ikisini de birlikte götürüyorum diyor.

Erkek de hem baba oluyor hem çalışıyor, ancak böyle etiketi kendine yapıştırmıyor.

Kadını sıfatlaştıran sisteme üzüldüm.

İşinde bile toplumsal cinsiyet rollerine sarılan kadınlara üzüldüm.

Ben çok üzüldüm.

Kadınları pire yaptılar!

O cam tavana çarptı tüm kadınlar kafalarını.

Öğrendiler.

Kadınlar öğrendi artık engellerini.

Zihinlerinde yarattılar sonra o engelleri.

 

Siz cam tavan deneyini bilir misiniz?

Biraz bahsedelim o zaman.

“Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.

Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.

Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!

Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Cam tavana kafalarını çarpa çarpa edindikleri hayat dersi pireleri engelleri aşamazsın düşüncesine itmiştir.

Kadınlar da böyle değil mi zaten?

Sen yapamazsın deniyor, kadınsın, güçsüzsün, zayıfsın.

Ve kadınlar da kabul ediyor.

Ben narinim, kırılganım falan?

Niye canım hayırdır?

Narin kırılgan olmak daha kolay geliyor değil mi?

Aptalı oynamak, sığınmacı olmak.

Kendi dünyanda mülteci olmak hoşuna gidiyor değil mi kadın?

Pardon kadın dedim, bayan ya da hanımefendi demem gerekiyor değil mi?

Kadın kelimesini hala bekaretle bağdaştıran “narin bayanlar” var.

“Siz bir kadınsınız” diye başlayan cümlemi, hayır ben kızım diyerek düzelten kadınlar var.

Yahu kadınsın işte, niye cinsiyetinden utanıyorsun?

Üzülüyorum.

Kadın olmaktan utanan kadınlardan utanıyorum.

Her şeyi kanıksayan kadınlardan utanıyorum.

Erkeği kurtuluş yolu olarak gören kadınlardan utanıyorum.

Cam tavan sendromuna kapılan kadınlar size ekinlenen duyguları atın.

Siz kadınsınız ve güçlü olmalısınız.

Güller sizi mutlu etmeli sadece, gül için çiçek böcek için yaşamamalısınız.

Erkeğin ağzından çıkan sözlerle hareket etmek yerine, o sözü siz üretmelisiniz.

 

Çalışma hayatında “ben yaparım” cümlesiyle hareket etmelisiniz.

Ben çalışan anneyim demek yerine, ben güçlü bir kadınım diyeceksiniz.

Çocuğunuz ve eşiniz sizi tamamlayan şeyler değildir, çünkü siz zaten tamsınız!

Çocukla ve bir eşle tamamlanmak yerine, onlar sizi mutluluğu getiren şeylerdir.

Asla bir erkek sizi tamamlamaz.

Unutmayın, siz yarım değilsiniz.

Siz eksik değilsiniz.

Size, eksik etek diyen, yapamaz diyen, evde oturmalıdır diyen, dır dır etme diyen kim varsa, ağızlarını kapatabilirsiniz.

Sizi, kaşık düşmanı yapan, silikleştiren ve itibarsızlaştıran düzene ve erkek egemen söyleme karşı duruşunuzu sergilemelisiniz.

 

Siz, kuluçkaya yatan tavuk değilsiniz.

Köleliğe mahkum değilsiniz.

Siz, mahkum değilsiniz.

Perdeleri kapatması gereken siz değil, pencerelerinize yönelmemesi gereken erkeklerdir.

Çalışmak sizi başarıya götürür, söz sahibi olarak kamusal alanda var olmanızı sağlar.

Ataerkil toplum, başarılı ve söz sahibi kadınları sevmez.

Toplum yapısına ayak uydurmayın, bırakın toplum size ayak uydursun.

 

Yetersiz değilsiniz, fiziki olarak güçlü olmaları her alanda tahakküm kuracakları anlamına gelmiyor.

Erkek düşmanlığı değil, kadın savunuculuğu yapıyorum.

Çünkü insan insan için vardır.

Kadını bilmeyen erkeği, erkeği bilmeyen kadını bilemez.

Bu iki cinsiyette olan bireyler, birbiriyle etkileşim kurmalıdır.

Ancak biri diğerini tahakkümü altına almamalıdır.

“Bunları da ben söyleyecek değilim.” diyeceğim ama mülakatlardan yola çıkarak, gerçekten söylemem gerektiğini düşünüyorum artık.

Kadınlar kadınlığınızdan utanmak yerine, kadınlığınızla var olmayı öğrenin artık.

Belki bir kadın okusa da faydası olur, diye düşünerek yazıyorum.

Erkeklere hiç mi bir şey söylemeyeceksin diyenler olmuştur.

Erkeklere söyleyeceklerimi “hafifleştirmeye çalışıyorum” zira çok kibar olmayacağım.

 

Ey kadınlar, 

YAŞAYIN.

SEVİN.

BAŞARIN.

KORKMAYIN.

KONUŞUN.

SUSMAYIN.

SEVİŞİN.

SEVİLİN.

AMA ASLA 

SUSMAYIN.

SUSARSANIZ,

KAYBEDERSİNİZ.

SUSARSANIZ,

SİZ , SİZ OLMAZSINIZ.

SUSARSANIZ,

KÖLE OLMAYA MAHKUM OLURSUNUZ.

SUSARSANIZ,

YAŞAMINIZI SİZ YAŞAMAZSINIZ.

 

EVET KADINLAR, VELHASIL;

KENDİ HAYATINIZDA MÜLTECİ OLMAYIN.

HAYATINIZDA, BAŞKAN DA SİZSİNİZ, BAŞBAKAN DA, CUMHURBAŞKANI DA, BAKANLAR KURULU DA, MUHTAR DA SİZSİNİZ BELEDİYE BAŞKANI DA !!

 

DERİN // KÖŞELERDEN

Yorumlar

1 yorum yapılmış. Sende yorum yap
    Hazan
    Hazan 7 Mayıs 2017 - 01:07

    Kalemine yüreğine sağlık , yıllardır savaşını verdiğim ama bunları dile getirdiğimde kendi hemcinslerim tarafından dahi yüzüme garip garip bakılan konuyu öyle güzel anlatmışsın ki . Birey olduğumuzun , varlığımızın önemini kavrayıp farkındalığımızı arttırmamız gerektiğini söylemekten ben yoruldum . Kalemin hiç durmasın , senin gibi yüreklere çok ihtiyacımız var .

Yorum Yapmak İster misiniz?