Yaramı Geçmiş Geceler

Yaramı Geçmiş Geceler

Saat 00:42

Yarımı geçmiş geceler.

Dudaklarım yine adını heceler.

Kafiye de pek sevmem aslında.

Neyse boş verin en iyisi adını..

Adı lazım değil baş harfi “vazgeçişim”.

Adım adım, milim milim vazgeçiyorum senden artık.

Birden vazgeçmem kolay olmayacak çünkü.

Kendi şanssızlığımı yine kendimi yenerek ödüyorum.

Bir anda hem kaybeden, hem kazanan olmak.

Ama her türlü kaybetmek nasıl bir şey ?

Ben biliyorum.

Bazen deli gibi kaybetmek istiyorum.

Yıldızlara hayallerimi asıyorum her gece.

Her birine ayrı sigara yakıyorum.

Ellerimi yakıyorum..

Gözlerimi yakıyorum gecenin soğukluğunda.

Hayalleri hep öldürürlermiş.

Çok iyi öğrendim.

***

Kelebeklere benzetiyorum hayalleri.

Bir günlük bile ömürleri yok belki.

Bugün kuruyorsun.

Yarına kalmadan, öldürüyorlar.

Kanatıyorlar her gün bir yerinden gönlümüzü.

Yara kabuk tutmayagörsün, hemen kabuğu kaşıyorlar.

Bu insanların düşene bir de sen bas taktiğini anlamadım.

Anlamayacağım.

Anlamaya çalışmayacağım.

İnsanlık dışı hareketler içerisine giriyorlar.

Kanatın, alın tüm yaralarım açık.

Gizlemediğimden kanıyorum.

***

01:00

Ben bir bardak çayın hesabını yapıyorum hep.

Seninle bir bardak çay daha içmek istiyorum.

Birer bardak çay içemez miyiz vazgeçmeden?

***

Sahi bir bardak çay içmek kaç dakika sürer?

Kaç dakikaya sığar bir vazgeçiş?

Yalnızlık kaç kişilik?

Ben, iç sesim ve ben.

3 kişilik bir yalnızlığım var benim.

Kalabalığım yine kendi içimde.

Tavan gökyüzü olur mu hiç?

Çoğu gece bakakalıyorum beyaz tavana.

Bazı yerlerinde birikmiş boya tortu bırakmış.

O tortuları sayıyorum.

Kafayı sıyırdım.

Saat 01:10 

Kendime yönelttiğim hiçbir soruma, hiçbir yalnızlığım cevap olmadı.

Zaten cevap almak için de sormadım.

Sadece ben,

Ben gece..

Fazla vazgeçtim senden.

Fazla kanadım.

Nefret ettim çoğu kez kendimden.

Sonra yine sarıldım narsistçe kendime.

Öylece daldım uzun süre.

Hüznüm papatyalar takmıştı sanki.

Kutsal bir vazgeçiş.

Saçmalamakta üstüme yoktu yine.

Kutsallık atfettiğim vazgeçişim bile gerçek değil..

 

Durup düşündüğümden beri düşünüp durdum
Nerede pis bir kıyı var hep oraya vurdum
Kader diye susup terketmeyince yurdu
Sonunda bir çakala boğdurdular kurdu
Sonunda ellerimden aldılar seni
Ellerimden başka hiçbir şey kalmadı geri

Bu şarkıya da takıldım..

Dinlemek lazım.

Güveni elde tutmak biraz güçtür
Güvendiğim dağlara çığ düştü
Baştan alıyorum bu şiiri üçtür
En güzel yerinde dilim sürçtü

diye devam eden Payiz.. sanki her şeyi anlatmış da bana bir şey kalmamış gibi..

Boğazımda aynı acılık.

Sızlıyor her yutkunduğumda.

Aynaya baktığımda durum daha da zorlaşıyor..

Kirpiklerimin siyahı sen.

Dudaklarımın hafifçe yana kıvrılarak gülmesi sen.

Bu kalan sen.

Bu acı sen.

Boğazımdaki yumruk sen.

Hiç geçmeyen ellerimin soğuğu sen.

Saçlarımdaki kırıklar sen.

Günahım sen..

Konu sana gelince tutuluyor ellerim de tek bir cümle yazamıyor kalem.

Ne demiştik daha önce?

Bir bardak çay içelim.

Son bir acı çay..

Sonra toparlanalım birbirimizin hayatından.

Ben, senden önceki sevilmemişliğime.

Sen, benden uzak sevilmişliklere..

Yine yutkunamıyorum.

Bir bardak su içeyim çay içene kadar…

Çok oldu şu gözlerim nemleneli,
Kalk çay koy da bir demlenelim.
Anlatacağım o kadar şey vardı..
Kime anlatayım şimdi, ellere mi?

Nasıl anlayacak, sen gibi birisi?
Işık kaynağısın, sen ki bir irisin.
Nasıl anlatacak, ben gibi birisi?
Yâr sen benim yüreğimin dilisin.

Çıktığım her noktadan inişim,
Heyecanımın kısraklara binişi,
Sen, hayal dünyama sinişim,
Yeniden kendime gelişimsin.

İçime sinişini sevdiğim adam.

Dualarımı avuçlarına bıraktım..

Amin dedim.

Hayırlısı dedim.

Sonra baktım dualarıma.

Avuçlarında binbir Amin’i taşıyan sana..

Sonra etrafıma baktım.

Belki de dualarımın “ben” kısmını almalıyım senden.

Sen iyi ol.

Sen ol.

***

Saat 01:32 

Bir bardak su içip yutkunmayı beklemek saçmaydı.

Su içerken gökyüzüne baktım.

Yıldızlar parlaklığını biraz daha yitirmişti.

Hayallerim ağlıyor yıldızlarda.

Ben yutkunamıyorum odalarda.

Tavanımın tortularını saydım yine.

Bu tortular fazlalaşıyor mu ne?

Sanki içimin yaraları gibi tavanın tortuları da çoğalıyor.

İlginçtir.

Karar verdim.

Vazgeçeceğim boğazımdaki yumruktan.

Saçlarımdan.

Ellerimden.

Ha bir de ?

Evi boyatacağım..

Tortuları saymaktan yoruldum..

Altında kaldım, duvarlarımı yıkarken,
Bir bardak su bırak başucuma çıkarken.

Dert çölünde dipsiz su kuyusu,
Canım çıktı, çıkmayan huyumsun.
Sert görüntünle yüreğin uyumsuz,
Canım çekti, çıkıp gelsen huysuzum.

Rahat uyu, hakkını ver duygusuzluğun,
Sensiz uyuduğumdandır uykusuzluğum.
Bir gün bu dert evine uykusuz buyur,
Gör bakalım gerçekten duygusuz muyum?

Dem..

Demlenelim bir bardak çayda.

Evi boyatmadan çay içelim olur mu?

Kaç dakika sürer ki?

( Ama sen kahve iç (n)’olur mu? )

….

 

Derin / ÇelişkilerimdenÇelikKalbim

 

 

 

Yorumlar

3 yorum yapılmış. Bir yorumda sen yap!
    Hazan
    Hazan 24 Şubat 2017 - 01:01

    Kalemine , yüreğine , duygularına sağlık ne güzel dökülmüş kelimeler , ne güzel dans ediyor sözcükler ,yalnızlığımdan vurup , vazgeçişlerime dokundun , elimde çayım defalarca okudum ,ayrı olsa da hikayeler , ayrı olsa da şehirler , ayrı olsa da vazgeçişler , aynı yerden vuruluyor yürekler . Kalemin hiç durmasın .

    Şimal 27 Şubat 2017 - 08:59

    Mükemmeldi..
    Kalemine sağlık Derin kız..

    Derin
    Derin 28 Şubat 2017 - 23:55

    Teşekkür ederim. Okuyan gözlerinize sağlık 🙂

Yorum Yapmak İster misiniz?